Truva Savaşı Arkasındaki Gizli Aşk(Paris Ve Helen)

Hepimiz Yunanistan da geçen Truva savaşını biliyoruzdur veya bir yerlerden kulağımıza gelmiştir. Zamanında filmi de yapılan bu savaşta da asıl neden neydi ki tüm Yunanistan bir savaş içine girdi. Filmi izleyenler hatırlar iki aşık ‘’Paris’’ ve ‘’Helen’’ arasında ki tutkulu aşktan dolayı bir savaş başladı. Peki ne oldu? Nasıl oldu da iki deli aşık sonucunu tahmin ettikleri halde böyle bir şeye kalkıştılar.
Hadi gelin hep beraber bu efsanevi savaşın ardında ki efsanevi aşka bakalım ve geçmişe doğru tutkulu bir yolculuk yapalım…



























İlk başta Helen’in hikayesinde başlayalım...





Helen'in annesi Leda'dır. Leda da güzelliği ile yalnızca insanların değil, tanrıların bile ilgisini çeken bir kadındır.
Sparta kralı Tyndareos'un karısıdır. Dillere destan güzelliği vardır Leda'nın. Bir bakan dönüp bir daha bakmaktadır.

Tanrılar tanrısı Zeus da bu güzelliğin farkındadır ve Leda ile beraber olmayı kafasına koymuştur. Dikkat çekmemek için kuğu kılığına girip Leda’nın yanına gider.










Leda, o gece kocasıyla yatmış olduğu halde, kendisini çağıran tanrılar tanrısının isteklerine karşı koymaz ve onunla birlikte olur. Tanrıların seviştikleri her kadının hamile kalması prensibinden, Leda da payını alır ve Zeus’dan hamile kalır.
Helen, daha küçüklüğünden itibaren çok güzel bir kız olacağını belli eder.
Hatta Thesus, Helen’i kaçırır. Thesus'un niyeti kendisi gibi bir tanrı çocuğuyla evlenmektir.
Herkes, Girit Adasındaki labirentte bulunan Minator’u öldüren kahramandan korkmaktadır. Helen’in kardeşleri olan Doiskur’lar hariç. Castor ve Polydeuces kardeşlerini kurtararak geri getirirler.
Tyndareos, kızını ne kadar çabuk evlendirirse, başına gelecek belaların da o kadar azalacağını düşünür. Bu yüzden bütün taliplerin gelmesini ister. Aralarında seçim yapacaktır.
Yunanistan’da bekar olan hangi soylu varsa, Helen'i istemeye gelir. Talipler arasında Truva savaşına katılıp da orada olmayan sadece Aşil vardır. Henüz çocuk olduğundan talipler arasına girememiştir. Yunanistan’ın en ünlü ve önemli 99 adayı, Tyndareos’un kapısına dayanmıştır.
Tyndareos, bu kadar kişinin Helen'i istemesiyle zor durumda kalır.Ve Helen’i kimi verirse diğerleri tarafından düşman kazanacağını düşünür ve bir şart koyar; Helen'le kim evlenirse, diğerleri bu evliliği kabul edecek ve yardıma ihtiyacı olduğunda ona yardım edeceklerdir.
Bu, aynı zamanda, Truva savaşında neredeyse bütün Yunanistan'ın birleşmesine neden olacaktır.
Tyndareos kızını, Agamemnon’un kardeşi Menelaus’la evlendirir.
Aslında Agamemnon bekar olsaydı, Tyndareos güç bakımından çok daha iyi bir damada sahip olacaktır ama, kardeşinin de kötü bir kısmet olmadığını düşünür.
Hırslı Agamemnon’un büyük işler başaracağı bellidir. Böyle bir adamın bir şekilde akrabası olmak işine gelir.
Helen, Menelaus’la evlenir. Ancak güzelliğinin farkındadır ve çevresindeki hiçbir erkeği kendisine layık görmez.
Ama zorunlu olarak bu evliliğe boyun eğer. Ve bir çocukları olur. Bu çocuklarının adı da Hermione'dir.
Helen, Menelaus'la evli kaldığı zaman boyunca kendisini bekleyen kaderden habersizdir. Ta ki Truva’dan, yakışıklı prens Paris gelene dek...

Ve Paris...

Paris’in babası Troia kralı Priamos, annesi Hekabe’dir. Hekabe hamiledir ve bir gece korkunç bir rüya görür. Rüyasında karnından çıkan alevler Troia surlarını yalamakta ve surlardan atlayan alevler kenti ve İda’daki ormanları yakmaktadır. Kraliçe korku içinde uyanır ve gördüklerini kocasına anlatır. Kral ve kraliçe rüyayı kâhinlere danışmaya karar verirler. Kâhinler doğacak çocuğun kentin mahvolmasına neden olacağını bildirirler. Kraliçe çocuğun öldürülmesine razı olmaz, ancak onun İda Dağı’na bırakılmasını kabul eder.
Paris, Priamos’un hizmetkarı tarafından gizlice büyütülmüştür.Dağlarda çobanlık yaparak yaşamına devam etmektedir. Bu sırada Olympos’da da bazı olaylar meydana gelmektedir. Tanrıça Thetis, Zeus tarafından bir ölümlü olan Peleus ile evlendirilir. Bu düğüne Eris; yani nifak tanrıçası, kötü özellikleri nedeniyle davet edilmez. Bunu haber alan Eris,tanrılar ve tanrıçalar toplandıkları sırada aralarına, üzerinde “En Güzele” yazan bir altın elma fırlatır. Tanrıçalardan Athena, Hera ve Aphrodite en güzelin kendisi olduğunu söyleyerek, elmayı almak üzere atılırlar. Bunun üzerine Zeus, Hermes’i tanrıçaları İda Dağı’na götürmekle görevlendirir. Orada Paris’ten en güzel tanrıçayı seçip, elmayı ona vermesi istenecektir. Tanrıçalar Paris’in karşısına dizilirler.

 Hera, Paris’e yaklaşarak kendisini seçerse ona Asya İmparatorluğu’nu vereceğini söyler. Hera’nın ardından Athena, bilgelik ve gireceği tüm savaşlarda zafer; Aphrodite ise dünyanın en güzel kadınını vaat eder. Paris elmayı Aphrodite’ye vererek en güzel tanrıçayı Zeus adına belirler ve böylece kendisine vaat edilen dünyanın en güzel kadınını alacağı günü beklemeye koyulur.
Paris'in babası Priamos uzun süredir gerginlik yaşadığı Yunanistan’a bir iyi niyet elçisi gönderme kararı alır.
Bu karar Paris’i heyecanlandırır. Çünkü tanrıçanın vaat ettiği kadın belki de Helen olabilir...
Daha sonra abisi Hektor ile birlikte gemiyle yola çıkarlar.
Yunanistan'a indikleri akşam, konukların onuruna verilen yemekte karşılaşırlar.Menelaos Katreus’un cenaze töreni için Girit’e gitmek zorunda olduğundan, konukların ağırlanması işini Helene’ye vererek saraydan ayrılır. Bu yemekte Helen ile Paris karşılaşır.
Hektor kardeşinin ne kadar etkilendiğini sezer. Onun kadınlara olan düşkünlüğünü bildiğinden, kardeşini uyarır. Paris de gülümseyerek, asla görevlerini tehlikeye atacak bir şey yapmayacağını söyler.
Ama Helen de, Paris’i gördüğünde, içinde bir ürperme hisseder. Karşı kıyıdan gelen bu delikanlı, onda farklı hisler yaratır.
Kendisinden genç olmasına rağmen, onunla birlikte olma isteği doğar içinde. Afrodit’in dokunduğu Helen, karşı koyma gücünü yitirir.
Gitme günü geldiğinde ise Paris, Helen’e, kendisi ile birlikte Troya’ya gelmesini teklif eder.Helen de Afrodit'in etkisiyle, kızını bile unutarak; Paris ile birlikte gitmek için yanına aldığı hazinelerle Troia’ya doğru yola çıkar.


Bu olayın ardından karısı kaçırılan (veya kaçan) Sparta Kralı Menelaos, ağabeyi Agamemnon başkanlığında tüm Akha krallarını toplar ve onları Troia’ya saldırmak ve Helene’yi geri almak için ikna ederler. Böylece tüm Akha ordusu gemileri ile toplanırlar ve Troia’ya doğru sefere çıkarlar. 10 yıl süren savaşın ardından da Troia düşer, böylece kehanet gerçekleşmiş olur ve Paris kentin mahvolmasına neden olur.




Uğruna binlerce insanın ölmesine sebeb olan savaşlar çıkan bir aşk hikayesini size anlatmaya çalıştım. Peki sizce aşk için değer mi? Aşkın bir sınırı olması lazım mı yoksa aşk karşı konulamaz, sınırları olmayan bir duygu mu?